| Depremin Ardından... |
|
|
| Yazar Ali SİNOĞLU |
|
Ve tam bu esnada kâinat adeta hiddete gelerek büyük bir sarsıntıyla bizleri sarstı. Bendeniz 1976 Çaldıran depremini de yaşadığım için bu sarsıntının yabancısı sayılmazdım. Fakat bu deprem çok şiddetli ve de hiddetli bir depremdi, ibretlerle dopdolu ders alınması gereken bir musîbetti. Bizler ülkemiz ile ilgili bambaşka gündemleri tartışıyor, terör belâsından muzdarip olan insanlarımızı bu âfetten kurtarmanın çarelerini arıyorken bir anda Van depremiyle ülkemizin gündemi değişti. Millet olarak depremlerin hep zahmet cihetini nazarlara sunar, rahmet cihetini hiç kaale almayız. Evet bu büyük âfetten Van ve Erciş’imiz tarihten silinecek bir darbe aldı, her yer adeta yerlebir oldu, evlerimiz, işyerlerimiz, evlâtlarımız, kardeş, anne, baba ve dostlarımızı kaybetmenin ıztırabını yaşıyoruz. Enkaz başında çaresiz bir şekilde feryat eden insanlar, acizliğinin ve elinden bir şey gelememenin ıztırabını yaşayan insanlar, göğsü dışarıda olduğu halde vücudunun kalan kısmı beton kirişleri arasında sıkışıp “Beni kurtarın” diye feryat eden âfetzedeler, beton yığınlarının altında boşlukta kalıp da sağ oldukları tesbit edilen ve kurtarılmayı sabırsızlık ve korkuyla bekleyen binlerce insanlar, enkazların başında aile fertlerinin sağ kurtarılması için duâ eden ve gözyaşlarına boğulan, akutçulardan gelecek müjdeli haberleri can kulağıyla dinleyen insanlar, enkazdan sağ kurtulanların yakınlarının sevinç gözyaşları ile ölü çıkarılan insanların yakınlarının gözyaşları birleşince inanılmaz acı ve ıztırabın yaşandığı unutulmaz manzaralar... Bunların hepsi ayrı bir dram ve trajedi... Şimdi bütün İslâm âlimlerinin ittifak ettikleri bir hususu nazarlarınıza arz etmek istiyorum. Deprem vs. gibi musîbetlerin, ekseriyetin hatasından ileri geldiği ve bu hususla ilgili olarak çağımız büyük İslâm âlimi Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerine bir soru sorarlar: ”Bazı şahısların hatasından gelen bu musîbet, bir derece memlekette umumî şekle girmesinin sebebi nedir?” Cevaben, umumî musîbetin çoğunluğun hatasından ileri gelmesi cihetiyle, insanların çoğunluğunun o zalim şahısların hareketlerine fiilen (bizzat, yaparak) veya iltizamen (taraftar olarak, gerekli görerek) veya iltihaken (katılarak) taraftar olmasıyla mânen iştirak ettiğini, böylelikle musîbet-i âmmeye (büyük ve genel felâketler ile âfetlere) sebebiyet verildiğini ifade eder. (Sözler, On Dördüncü Söz’ün Zeyli) Ve devamında tekrar bir soru sorulur: ”Madem bu zelzele musîbeti hataların neticesi ve keffaretüzzünuptur (günahlara karşılık verilen ve onları affettiren ceza). Masumların ve hatasızların o musîbet içinde yanması nedendir? Allah’ın adaleti buna nasıl müsaade eder?” Yine cevaben: “‘Bir belâ, bir musîbetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp, masumlarıda yakar.’ (Enfâl Sûresi, 8:25.) O musîbetteki gazap ve hiddet içinde, onlara bir rahmet cilvesi var. Çünkü o masumların fani malları, onların hakkında sadaka olup bâkî bir mal hükmüne geçtiği gibi, fani hayatları dahi bir bakî hayatı kazandıracak derecede, bir nevî şehadet hükmünde olarak, nisbeten az ve muvakkat bir meşakkat ve azaptan büyük ve daimî bir kazancı kazandıran bu zelzele, masumlar hakkında, aynı gazap içinde bir rahmettir.” Baştada belirttiğim gibi hep depremin zahmet ciheti nazarlarımıza verilir. Demek ki zahmetinin yanında ehl-i iman için rahmeti daha ağır basar. Bir hususu daha dikkatinize sunmak istiyorum. Ülkemiz cidden şehit edilen 24 askerimizden sonra bir ayrışma noktasıyla karşı karşıyaydı. Türkiye’de hem halk, hem de hükümet ciddî bir sınavın eşiğindeydi ve ülkeyi çok zor günler bekliyordu. Bunu ayrıca fırsat bilen şer güçleri provokatörlerini devreye sokarak kötü emellerini gerçekleştirmek için bir çabanın içerisine girmekteydiler. Allah, Van depremiyle bunların bütün planlarını alt üst ederek, kardeşlik duygularını öyle bir pekiştirdi ki, ülkemin her tarafına rahmet dalgaları sağnak sağnak damlamaya başladı. Türkiye’nin gündemi bir anda değişivererek, bütün ülkemin insanları Van ve Erciş’e odaklandı. Gerçekten Van-Erciş depremi bu noktadan Türkiye için büyük bir rahmete vesile oldu, Türk-Kürt kardeşliğini bozmak isteyen şer güçlerinin önü tıkandı ve ülkemin insanları Türk-Kürt, doğu-batı ayrımı yapmadan kendisine yakışanı yaparak, Van-Erciş’li kardeşlerine yardım etmek için olağanüstü bir çaba gösterdiler. Bu da yetmedi, gönülleriyle birlikte çadırlarda yatmanın zorluklarını bildiklerinden, evlerini de açarak bu kış onları evlerinde misafir etme yarışına girerek âlicenaplıklarını cümle âleme ilân ettiler. Türk milletinin mayasının İslâm olduğunu, bu tertemiz fıtratı kimsenin bozmaya gücünün yetmeyeceğini bizler bu depremde daha iyi hissettik, bunlar bizi biz yaban şaşmaz değerlerimiz, ölçülerimiz ve hayat kaynağımız... Allah’tan temennimiz bu pekişen kardeşlik duygularımızın ilelebet devam etmesidir. Siz okurlarımı sıkmamak için yazıma son noktayı koyuyor ve depremin bizlerde bıraktığı olumlu ve olumsuz yönlerini, depremde hak etmediğimiz iftiralarla bizleri itham eden vicdandan ve insanlıktan yoksun taraflı yayın yapan televizyon kanallarına cevabî yazımı bilâhere yazacağımı duyuruyor, bu vesileyle yardımsever bütün ülkemin güzel insanlarına, acılarımızı paylaşan kadirşinas halkımıza medyun-u şükran olduğumuzu ifade ediyorum. Depremde şehadet şerbetini yudum yudum içen bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet, malları sadaka yerine geçen depremzede kardeşlerimize başsağlığı, sabır ve metanet, yaralılarımıza da âcil şifalar dilerim. Ali Sinoğlu Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız YENİ ASYA |
okudukça...
İkinci Nükte: İnsanda iki vecih var: Birisi, enâniyet cihetinde şu hayat-ı dünyeviyeye nâzırdır. Diğeri, ubûdiyet cihetinde hayat-ı ebediyeye bakar. Evvelki vecih itibâriyle öyle bir bîçare mahlûktur ki, sermâyesi, yalnız ihtiyardan bir şa’re (saç) gibi cüzî bir cüz-i ihtiyârî ve iktidardan zayıf bir kesb ve hayattan çabuk söner bir şûle ve ömürden çabuk geçer bir müddetçik ve mevcudiyetten çabuk çürür küçük bir cisimdir. O haliyle beraber, kâinatın tabakatında serilmiş hadsiz envâın hesabsız efrâdından nâzik, zayıf bir ferd olarak bulunuyor. |



23 Ekim 2011, saat 13.45 hafızalarımızdan çabuk çabuk silemeyeceğimiz bir tarih ve saat, mevsim olarak alışılmışın dışında güneşli bir hava ve günlerden Pazar. İnsanlarımızın ekseriyeti ev ve işyerlerinin dışında, kimileri düğünlerde gününü geçirirken, kimileri de havanın sıcaklığını fırsat bilerek piknikte.